Genellikle en az üretken olan kişiler, toplantı yapmayı daha çok destekleyen kişilerdir.- Thomas Sowell
Asansörlerden sağ tarafta bulunanı zemin kata geldi. Elinde, boş tabakların, çatal bıçakların, sulu yemek artıklarının ve yenmemiş bir kaç dilim ekmeğin bulunduğu büyükçe bir tepsi olan, kırmızı şeritli siyah pantolonuyla askeri bando elemanı görüntüsü veren bir lokanta komisi, kısa kollu desenli bir gömlek üzerine desenli bir kravat takmış, 50'li yaşlarında, gözlüklü, göbeklenmiş ve dişinin arasına kaçmış bir yemek parçasından kürdanla kurtulmaya çalışan bir adam ile, kısa boylu, kalın bodur bacaklı, siyah yüksek topuklu ayakkabı, siyah mini etek, kırmızı dekolte gömlek giymiş genç bir kadın birlikte indiler. Asansöre bindim, kabin içindeki yemek, ter ve mini etekli kızın ağır parfüm kokuları birleşmişti, dayanılmazdı. Ağzımdan nefes almaya çalışıyordum. Dışarıdan gelen telaşlı ayak seslerini duyarak birinin daha asansöre yetişmeye çalıştığını anladım. Kapanmakta olan kapının arasına elimi uzatarak kapının yeniden açılmasını sağladım. Gri ceket ve etekli, beyaz gömlekli, inci kolyeli, alçak topuklu bir ayakkabı giymiş 40'lı yaşlarında olduğunu düşündüğüm zarif bir kadın 'Teşekkürler' diyerek bindi asansöre. Bu zarif kadınla, asansörden az önce inen diğer kısa boylu mini etekli kızı karşılaştırdım zihnimde. Coco Chanel'in enfes cümlesini hatırladım yeniden, 'Moda uçup gider, sadece stil/tarz kalıcıdır'. Asalet ve estetik zevk sonradan edinilebilecek bir şey değil diye düşündüm. 5. kat butonuna bastım, o da 4. katın butonuna bastı. Asansör 1. katta durdu ve 20'li yaşlarında, boynunda personel kartı olan genç bir çocuk bindi. 2. katın butonuna bastı ve yüzünü kapı yönüne, sırtını bize dönerek bekledi. Bir ara kokunun nereden geldiğini anlamak için kafasını çevirip bize doğru baktı. Bu çocuk, sadece 1 kat yukarı çıkmak için onca süre asansör başında beklemişti, halbuki 10 saniye içinde yürüyerek çıkabilirdi yukarı. 2. katta 'İyi günler' vb. hiç bir nezaket cümlesi kurmadan indi. Bu çok acayip bir durumdur, insanlar genellikle asansörden inerken böyle şeyler söylerler, ama bindiklerinde kimse birbirine selam vermez. Ölüm sessizliğiyle geçen asansör yolculukları, sadece inerken kibarca söylenen 'iyi günler' ya da 'iyi akşamlar' dilekleriyle son buluyor genellikle. Halbuki asansör bozulup kat arasında kalsa, bülbül gibi konuşmaya başlayan insanlar, arıza süresi uzarsa vahşi hayvanlar gibi çığlıklar da atabilirler tüm nezaketi elden bırakarak. Durumsallık işte... Asansör içindeki aynalar var bir de, erkeklerin yalnız değillerse hiç bir zaman bakmadığı ve kadınların asansör ne kadar kalabalık olursa olsun bakmayı hiç bir zaman ihmal etmediği. Yanımdaki zarif kadın da ihmal etmedi zaten. Ağzımdan soluk almaya devam ettiğim için 10 kilometre koşmuş Danua cinsi bir köpek gibi nefes sesleri çıkarıyordum. Kadın sapık olduğumu düşünmüyordur inşallah dedim içimden. Acaba kabin içindeki leş kokusu üstüme siner mi diye de endişe ediyordum, gireceğim toplantıda ne düşünürlerdi hakkımda? 'Balıklar ve misafirler üç günden sonra kokmaya başlarlar' demiş Benjamin Franklin, ben daha şimdiden mi kokuyordum çok kısa süreli bir misafir olacağıma rağmen? Zarif kadın 'İyi günler' dedi, aynı şekilde cevapladım 4. kata geldiğimizde. Kapı açıldı, o inerken ben de kafamı bir tırtıl edasıyla dışarıya uzatarak kısa süreliğine de olsa dışarıdan nefes almaya çalıştım, o da fark etti bunu ve kesinlikle manyak olduğuma kanaat getirdi. 5. kata ulaştım ve asansörden indim. Deli gibi üzerimi koklamaya başladım. İki ucunda iki farklı firmanın kapı girişleri olan bir koridorun ortasında duruyordum, sol tarafta bulunan ve randevumun olduğu firmanın camdan bir kapısı vardı ve kapının hemen arkasında yüzü bana doğru dönük oturan sekreterin koklama hareketlerimi gördüğünü fark ettim, toplantı başlamadan karizmayı çizdirmiştim. Asansördeki durumumu da görseydi beni içeriye almayıp hemen güvenliği çağırırdı diye düşündüm. Elimdeki ziyaretçi kartını cam kapının yanındaki güvenlik aparatından geçirdim. Açılmadı. Sekreter kız kalkıp kapıyı açtı. Kızın yüzündeki jest ve mimiklere odaklandım üzerimden bir koku aldığını belli edecek mi diye. Kiminle görüşmek istediğimi sorduğunu bile algılayamadım, çünkü bir ruh hastası bakışıyla bakmıştım kızın yüzüne bir kaç saniye boyunca. O sorusunu sormuştu ve ben de sadece ona bakmıştım, koklama hareketlerinden sonra bir de bunu görmüştü kız. 'Beyefendi kiminleydi randevunuz?' diye biraz daha yüksek sesle tekrar etti. Görüşmek istediğim kişinin adını söyledim. İlgili kişiye telefon açtı ve beni toplantı odasına yönlendirdi. Toplantı odasına doğru ilerlerken açık ofiste çalışan insanlara baktım, kızların bilgisayar ekranlarına yapıştırdıkları ponpon benzeri süs eşyalarını, tepesi tüylü kalemlerini gördüm kalem kutularında. Hemen hepsinin masasında da küçük saksı çiçekleri ya da mini kaktüsler mevcuttu. Detaycı yapılarını sevimli ve cici kız imajıyla katıştırarak hayatın her alanına yansıtıyorlardı bu kadınlar. Erkeklerin özensiz masalarında bulunan kahve kupalarında da tuttukları futbol takımlarının amblemlerini ve aile fotoğraflarını gördüm. Açık ofis, çalışanlar tarafından sevilmeyen bir ortamdır, mahremiyetiniz kalmaz, özel telefon görüşmeleri için bile ofis dışına çıkmak zorunda kalırsınız. Ama arkadaşlarla sohbet etme ve sıkılmama gibi avantajları da vardır. Yine de, sokağın özgürlüğünü en konforlu ofise bile değişmem diye geçirdim içimden.
Yıllarca kurumsal firmalarda görev yapmış bir insan olarak, toplantı esnasında nelerle karşılaşabileceğimi biliyordum. Genelleme yapmasam da, bazı firmalar için toplantıların vazgeçilmez bir alışkanlık olduğunu, toplantı katılımcıları pozitif ve egosuz kişilerse toplantıdan büyük keyif alınacağını da biliyordum. Ancak, bazı firmalar için, toplantının, hoşnutluğun sadece kendi tarafına çevrilmek üzere düzenlendiği bir mastürbasyon seansı olduğuna da şahit olmuştum. Öyle bir toplantıyı da gözlerinin önünde sözleşmeyi yırtarak terk etmiştim zaten, çok rahatlatıcı bir histi. Egolarını sahip olduğun pozisyona yaklaştırmayacaksın, pozisyon elden giderse, egon da onunla birlikte gider çünkü. Kare şeklinde düzenlenmiş bir masa, kapının hemen girişinde bulunan ve üstünde daha önceki toplantıdan kalan bazı yazı ve rakamların bulunduğu bir philip chart, üzerinde daha önce içilmiş çay bardakları ve projeksiyon cihazı bulunan bir toplantı masası ve salonun dibinde çay, kahve vb için ayarlanmış küçük bir servis masasının olduğu toplantı odasında nereye oturabilirim diye bakındım. Sadece ben vardım içeride ve şimdilik her yer benimdi. Masanın kapı girişine doğru bakan yerine oturdum ve önümdeki küçük plastik su şişesiyle oynamaya başladım anlamsızca. Aynı anda iki erkek ve iki kadın girdi salona, kısa bir selamlaşmadan sonra kartvizitler alınıp verildi. 17. yüzyılda kartvizitler üzerine ilgili işletmenin bulunduğu yere ait harita ve yol tarifi de konuyormuş, bu dönemde de yapılsa hiç fena olmaz diye düşündüm. Her toplantının ilk cümlesi olan 'Ne içerdiniz?' sorusuyla toplantı başladı. Arada bir üstümü kokladım, toplantıdakiler daha sonra sekreter kızla da konuşurlarsa bunun bir tik olduğuna hükmetsinler istedim. Yaklaşık 20 dk. geçmişti ve iki kadın toplantı liderinin kim olacağı konusunda aralarında gizli bir savaş yürüttükleri için her kafadan ayrı ses çıkıyordu. Ben de içimden 'He abicim, he ablacım' diyordum mecburen, çünkü halen gerçekten konuşmamız gerekenleri konuşmuyorduk. Sonunda, kadın olanlardan daha soğuk, ciddi ve kıdemli görüneni diğerine aleni bir laf çarparak liderliğini ilan etti ve diğeri de yüzünde sarkastik bir gülümsemeyle sustu, toplantının kalanında da benim sorularıma dahi cevap vermedi 'falanca hanım daha iyi biliyor, ona sorun' diyerek. Bir ara, sıkıldığı her halinden belli olan iki adamdan biriyle göz göze geldik, hafifçe tebessüm etti bana, o iki kadın arasında dönen savaş rüzgarlarına her zaman maruz kaldıklarını ima eder gibi. Ben de tebessüm ettim ona 'siz bitmişsiniz okeye dönüyorsunuz' imasıyla. Bakışlar ve gülüşler bazen ne çok şey ifade edebiliyor, ama doğru şekilde yapamıyorsanız sadece bir salak ya da deli olduğunuzu da düşünebilirler. Dördünden sadece biri hariç, 3 sıkıcı insanla yapılan bu sıkıcı toplantıyı bitirmiştim 50 dk. sonunda ve somut hiç bir karar alınmamıştı çoğu toplantıda olduğu gibi. Çay ve kahve eşliğinde saçmalama egzersizleri yapmıştık sadece. Sekreter kızın önünden geçerken yeniden koklama hareketleri yapıp dışarı attım kendimi...
7. Bölüm geliyor, kalın sağlıcakla...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder